İÇİNDEKİLER
ARAMA:

b. Mîmârî

Güzel sanatlar içinde en çok tebârüz eden sahalardan biri de şüphesiz ki mîmârîdir. Mîmârî, hesap (matematik) ve hendese (geometri)nin, kalbî duyuşlarla tâyin edilen yüksek bir zevke âmâde kılınmasıdır. Diğer bir ifâdeyle zihnî ve rûhî istîdâdların müşterek olarak taş ve tahta gibi maddelerde tecessüm ettirilmesidir.

Tasavvufun, mîmârîye pek çok değerler kazandırdığı mâlumdur. Meselâ İslâm tasavvufunun derinliği ile Süleymâniye Câmii ve külliyesi tahlîl edildiğinde, oraya İslâm rûhunun aksetmiş olduğu, göz alıcı bir ihtişamla rûhâniyetin mezcedildiği ve bâzı tasavvufî motiflerin burada mâhirâne bir üslûbla sembolize edildiği net bir sûrette görülebilir. Meselâ; merkezî kubbe ile etrafına öyle mükemmel bir şekil verilmiştir ki, binâ, zeminden itibaren tedrîcen yükselmekte ve nihâyet o muazzam “Vâhid”e kapanmaktadır. Merkezî kubbenin yarım ve diğer kubbelerle uyumu ise, tasavvuftaki:

“Vahdette kesret, kesrette vahdet” sırrının muhteşem bir tezâhürüdür.

Gerçekten de Süleymâniye, birçok teferruattan muazzam bir “Vâhid”e, yâni tek olan Allâh’a varış, sonra da o Vâhid’den tekrar teferruata (kesrete) dönüşü sembolize eden müstesnâ güzellikte bir mânâ ve zarâfet zinciridir.

Ayrıca büyük kubbe, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’i remzetmektedir. Zîrâ kubbe, câmî-i şerîfte tilâvet olunan Kur’ân-ı Kerîm, yapılan duâ vesâireyi müminlere aksettirme vazîfesiyle, tıpkı Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Yüce Mevlâ’dan aldığı emirleri ümmetine teblîğ edişini temsîl etmektedir.

İnsanüstü bir gayret ve titizliğin dehâ ile buluştuğu bu eşsiz âbidede, sükûnet ve asâlet, mükemmel bir sûrette mezcolmuş, son derece âhenkli bir silüet ortaya çıkmıştır. Semâya doğru yükselen minâreleriyle câmî-i şerîf, âdetâ ellerini kaldırmış, Allâh’a duâ ve niyâz hâlindedir.

Câminin içindeki havanın insan hâlet-i rûhiyesinde icrâ ettiği tesir de çok bârizdir. Bu âbidevî mâbedi ziyârete gelen farklı dinlere mensup pek çok insan dahî, karşılaştıkları rûhânî havanın câzibesine râm olup huzûr ve sükûn içinde rûhlarını dinlendirmektedirler.

Rivâyete göre, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den rüyâ âleminde alınan emirle te’yîd edilerek yapımına başlanan bu muazzam mâbed ve benzeri diğer bâzı mâbedler, mîmârî bakımdan kıyâmete kadar ayakta kalması niyetiyle, imkânlar nisbetinde sağlam ve muhkem bir sûrette inşâ edilmiştir.

Diğer taraftan tasavvufun müesseseleri demek olan dergâhlar, tekkeler, zâviyeler, âsitâneler, imârethâneler, İslâm beldelerinin manzarasına farklı bir görünüş ve mânâ katmışlardır. Bunlar gibi irili ufaklı pek çok eser, ekseriyetle fânîlik, sâdelik, hîçlik ve tevâzû hislerinin aksettiği, fazla gösterişli olmayan ve tasavvufî âdâb ve erkânın icrâ edilmesine kâfî gelecek mekânlar sûretinde îmâr edilmiştir. Bu eserler de maddeye sindirilmiş mânâ ve rûhâniyet tezâhürleriyle doludur.